Olmaz olmaz bu iş olamaz ilk kim söyledi ?

Irem

New member
“Olmaz, Olmaz, Bu İş Olamaz!” İlk Kim Söyledi?

Hepimizin hayatında, bir şeyin imkansız olduğu düşüncesiyle karşılaştığımız anlar olmuştur. Özellikle toplumsal yapılar, cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyal faktörlerle ilişkili olarak bu "olmaz" düşüncesi, sadece bireysel bir engel değil, toplumsal normların ve eşitsizliklerin bir yansımasıdır. Peki, bu "olmaz" düşüncesi ilk kim tarafından söylendi? Gerçekten de kimse bu "olmaz" demek zorunda mı? Toplum, cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerin etkisiyle hayatımızdaki birçok "imkansız" duygusu şekillenirken, bu düşünceleri şekillendiren normlar nelerdir? Bu yazıda, toplumsal yapıları, eşitsizlikleri ve toplumsal normları analiz edeceğiz.

Toplumsal Yapılar ve “Olmaz” Düşüncesi

"Olmaz, olmaz bu iş olamaz!" ifadesi, hayatımızda karşımıza çıkan bir engel ya da sınırlamanın vurgusu olabilir. Ancak, bu "olmaz" düşüncesi, sadece bireysel bir inanç değildir; aynı zamanda toplumsal yapılar tarafından şekillendirilir. Bu toplumsal yapılar, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerin etkisiyle hayatımıza yerleşmiş olan eşitsizlikler ve kısıtlamalarla ilgilidir.

Toplumda "olmaz" düşüncesinin yaygınlaşmasının sebeplerinden biri, toplumsal normların ve beklentilerin baskısıdır. Örneğin, cinsiyetçi normlar, kadınların bazı alanlarda yer almasının "olmaz" olduğu fikrini pekiştirebilir. Kadınlar, tarihsel olarak, belirli mesleklerde, bilimde, politikada ya da liderlik rollerinde yer alması engellenen bir grup olmuştur. Kadınların iş gücüne katılımı, sadece birkaç on yıl önce önemli ölçüde arttı, ancak hala bazı toplumlarda, kadınların liderlik pozisyonlarında bulunması veya kariyer odaklı olmaları, toplumsal normlar ve kültürel geleneklerle çelişiyor. Bu da "olmaz" düşüncesinin pekişmesine neden olur.

Birçok kadın için, toplumsal baskılar nedeniyle "olmaz" dedikleri şey, toplumsal rollerin, aile yapılarının ve kültürel kalıpların oluşturduğu sınırlar olabilir. Bu, bazı kadınların kendilerini istedikleri şekilde ifade edememelerine ya da toplumsal normlara uymadığı için dışlanmalarına yol açabilir. Bu noktada, kadınların "olmaz" düşüncesine karşı durmaya başlaması, toplumsal eşitlik mücadelesinin temel taşlarından biridir.

Irk ve Sınıf Etkileri: Toplumsal Eşitsizliğin Diğer Yüzü

Irk ve sınıf faktörleri de "olmaz" düşüncesini etkileyen bir diğer önemli faktördür. Özellikle, sınıf temelli eşitsizlik, bireylerin erişebileceği fırsatları sınırlayan güçlü bir engel oluşturur. Düşük gelirli ailelerden gelen bireylerin, eğitimde ya da iş gücünde başarılı olma şansı, genellikle daha zengin sınıflardan gelen bireylerinkinden çok daha azdır. Bu da, toplumun bazı bireylerine "bu iş olamaz" mesajını verir.

Irkçılık da bu yapıyı daha da derinleştirir. Özellikle beyaz olmayan ırklardan gelen bireyler, toplumda pek çok engelle karşılaşırlar. Eğitimde, iş gücünde ve toplumsal hayatta karşılaşılan ırkçılık, bu bireylerin daha fazla "olmaz" demesine sebep olabilir. Amerika’daki Afro-Amerikan toplumu, bu durumu en çarpıcı örneklerden birini oluşturuyor. Tarihsel olarak kölelik ve ayrımcılıkla mücadele eden bu grup, toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerle baş etmeye çalışıyor. Bu, toplumda birçok "olmaz" düşüncesini yaratmıştır. Ancak, her şeye rağmen bu düşüncelerin kırılması için savaşan pek çok lider ve aktivist çıkmıştır.

Bir diğer örnek, iş gücünde yaşanan ırk temelli ayrımcılıktır. 2000’li yıllarda yapılan bir araştırma, beyaz çalışanların, aynı pozisyondaki siyah çalışanlardan daha yüksek maaş aldığını ortaya koymuştur. Bu durum, sadece bireysel değil, toplumsal bir eşitsizliğin yansımasıdır. Bu tür örnekler, "olmaz" düşüncesinin toplumsal yapılarla nasıl ilişkilendirilebileceğini gösteriyor.

Kadınlar ve Sosyal Yapılar: Duygusal Bir Yaklaşım

Kadınların "olmaz" düşüncesi ile karşı karşıya gelmelerinin bir diğer önemli sebebi ise toplumsal cinsiyet rolleridir. Toplum, tarihsel olarak kadınları genellikle bakım, annelik ve ev içi rollerle sınırlandırmış, kadınların sosyal ve ekonomik hayatın dışında kalmalarına neden olmuştur. Bu yüzden, kadınlar için pek çok şey "olmaz" gibi bir düşünceyle şekillenir. Kadınların toplumsal cinsiyet rollerini aşmak ve kendi istekleri doğrultusunda hareket etmek istemesi, sıkça karşılaştıkları toplumsal engellerle çelişir. Bununla birlikte, bu sınırların yıkılmasına yönelik toplumsal hareketler ve kadınların eğitimi sayesinde, zamanla birçok "olmaz" düşüncesi yıkılmaya başlamıştır.

Kadınlar, toplumsal normlar ve geleneklerle daha fazla yüzleşmek zorunda kaldıkları için, bu engellerle empatik bir şekilde ilişki kurarlar. Toplumsal yapılar, kadınların haklarını savunmalarını ve toplumda eşitlik için mücadele etmelerini sağlar. Ayrıca, kadınlar, kadın dayanışmasıyla toplumsal yapıları dönüştürmek için adımlar atmaktadırlar. Bugün, kadınların daha fazla liderlik pozisyonlarına gelmesi, iş gücünde daha fazla yer alması ve kendi haklarını savunması, toplumsal yapının değişmeye başladığını gösteriyor.

Erkekler ve Çözüm Odaklı Yaklaşımlar: Sosyal Değişim İçin Adımlar

Erkekler, genellikle çözüm odaklı bir bakış açısına sahip olurlar. Onlar için "olmaz" düşüncesinin kırılması, toplumsal yapıları değiştirme adına bir fırsattır. Erkekler, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırma noktasında daha analitik ve stratejik bir yaklaşım sergileyebilirler. Örneğin, erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve ırkçılık karşıtı mücadelelerde aktif rol alması, sosyal değişimin bir parçasıdır. Bu, erkeklerin sadece kendilerinin değil, aynı zamanda kadınların ve diğer ezilen grupların da haklarını savunmaları gerektiği anlayışını benimsemesiyle mümkün olur.

Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal değişimi daha hızla mümkün kılabilir. Özellikle, erkeklerin toplumsal eşitsizliklere karşı duyarlı hale gelmesi, değişimin bir motoru olabilir. Eğitim, farkındalık ve güçlü toplumsal hareketler sayesinde, erkekler ve kadınlar birlikte daha eşit bir toplum yaratma adına adımlar atabilirler.

Sonuç: Toplumsal Değişim İçin Birlikte Çalışmak

"Olmaz, olmaz bu iş olamaz!" diyenlerin gerisinde, toplumsal normlar, eşitsizlikler ve toplumsal yapılar yer alır. Toplumun şekillendirdiği "olmaz" düşüncesi, sadece bireysel bir sınırlama değil, toplumsal eşitsizliklerin ve normların bir sonucudur. Ancak bu düşünceler, sosyal yapılar, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerle değiştirilip dönüştürülebilir. Kadınlar ve erkekler, toplumsal eşitlik mücadelesinde farklı bakış açıları sergileyebilirler, ancak her ikisinin de çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmesi, daha eşitlikçi bir toplum için kritik öneme sahiptir.

Peki sizce, "olmaz" düşüncesini nasıl aşabiliriz? Toplumsal yapılar ve normlar, gerçekten de değiştirilebilir mi? Sosyal eşitsizliklere karşı atılacak adımlar sizce nasıl olmalı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?