Fehim Paşa Konağı kimin eseri ?

Simge

New member
Fehim Paşa Konağı Kimin Eseri? Bir Konağın Duvarlarında Saklı Kalan Hikâye

Geçenlerde eski İstanbul konaklarını araştırırken karşıma “Fehim Paşa Konağı kimin eseri?” sorusu çıktı. İlk bakışta sıradan bir sanat ve edebiyat sorusu gibi görünüyor. Fakat biraz araştırınca bunun yalnızca “yazarı kim?” diye cevaplanabilecek bir mesele olmadığını fark ettim. Çünkü Fehim Paşa Konağı adı, gerçek bir tarihî kişiliğin etrafında şekillenen, tiyatro sahnesinde yeniden kurulan bir İstanbul dünyasını da çağrıştırıyor.

Ben de konuyu kuru bir bilgi listesi yerine küçük bir hikâyenin içinden anlatmak istedim. Çünkü bazen bir eserin kimin tarafından yazıldığını öğrenmenin en güzel yolu, o eserin içine girip karakterlerin peşinden yürümektir.

Eski Bir İstanbul Akşamında Başlayan Hikâye

İstanbul'da sonbaharın erken karardığı akşamlardan biriydi.

Arşivlerden çıkardığım notları masanın üzerine yaymış, bir yandan kahvemi içerken bir yandan da Fehim Paşa adına bakıyordum. Önümde birkaç tarih, birkaç isim ve birbirinden farklı anlatımlar vardı.

Tam o sırada hayalimde eski bir konak belirdi.

Yüksek tavanlı, ahşap merdivenli, dışarıdan bakıldığında ağırbaşlı görünen fakat içerisine girildiğinde devrin bütün çalkantılarını taşıyan bir konak...

Kapının önünde iki adam konuşuyordu.

Biri, “Önce meseleyi anlamamız gerekiyor,” diyordu. “Kim ne yaptı, neden yaptı, bunun sonucunda ne olacak?”

Diğeri başını sallıyordu.

Fakat içeride iki kadın çok daha farklı bir konuşmanın içindeydi.

“Bunun sonucunda kimin canı yanacak?” diye soruyordu biri.

Diğeri ise sessizce cevap veriyordu:

“Bence asıl soru bu.”

Bu küçük sahne aslında eserin ruhunu anlamak için güzel bir anahtar gibiydi. Çünkü tarih yalnızca padişahların, paşaların, memurların ve erkeklerin kararlarından oluşmaz. Aynı zamanda o kararların evlerde, ailelerde, dostluklarda ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde yarattığı sonuçlardan oluşur.

Ve Fehim Paşa Konağı'nın dünyası tam da böyle bir çatışmanın üzerine kuruludur.

Peki Fehim Paşa Konağı Kimin Eseri?

Buradaki en önemli bilgi şu:

Fehim Paşa Konağı, Turgut Özakman'ın eseridir.

Turgut Özakman, özellikle tarihî olayları tiyatronun canlı diliyle buluşturmasıyla tanınan önemli bir Türk yazarıdır. Şu Çılgın Türkler, Diriliş - Çanakkale 1915 gibi eserleriyle geniş kitlelere ulaşmış olsa da onun tiyatro alanındaki çalışmaları da Türk edebiyatı açısından dikkate değerdir.

Fehim Paşa Konağı da onun tiyatro eserlerinden biridir.

Ancak eserin yalnızca yazarını bilmek, hikâyenin kapısını açıyor; içeri girmek için dönemin İstanbul'una bakmak gerekiyor.

Çünkü Fehim Paşa adı tamamen hayalî bir isimden ibaret değildir.

Fehim Paşa'nın Ardındaki Tarihî İstanbul

Fehim Paşa, II. Abdülhamid döneminde adı duyulan ve saray çevresiyle ilişkileri bulunan tarihî bir kişilikti. Dönemin siyasal ortamı, saray çevresindeki güç ilişkileri ve güvenlik anlayışı, Fehim Paşa gibi isimlerin toplumdaki algısını da belirliyordu.

İşte Turgut Özakman'ın yaptığı önemli şeylerden biri burada ortaya çıkar.

Tarihî bir atmosferi alıp onu yalnızca tarih kitabındaki bilgilerden ibaret bırakmaz. İnsanların korkularını, hesaplarını, çıkarlarını, dostluklarını ve çatışmalarını sahneye taşır.

Konak bu nedenle yalnızca bir bina değildir.

Bir bakıma Osmanlı toplumunun küçük bir modeli gibidir.

Dışarıda devlet vardır.

İçeride aile vardır.

Bir tarafta güç vardır.

Diğer tarafta insanların gündelik hayatı...

Ve bu iki alan birbirinden hiç de ayrı değildir.

Konakta Bir Gece: Plan Yapanlar ve İnsanları Dinleyenler

Hikâyemizde konağın salonuna geri dönelim.

Erkek karakterlerden biri masanın başına oturmuştu.

Önündeki kâğıtları sıraladı.

“Bunu çözmenin üç yolu var,” dedi. “Birincisi doğrudan karşı çıkmak. İkincisi beklemek. Üçüncüsü ise karşı tarafın hamlesini önceden hesaplamak.”

Bu yaklaşımın önemli bir tarafı vardı: Sorunu parçalara ayırıyor, seçenekleri karşılaştırıyor ve sonuçları hesaplamaya çalışıyordu.

Fakat salondaki kadınlardan biri kâğıtlara bakmak yerine odadaki insanlara bakıyordu.

“Bunların hepsi doğru olabilir,” dedi. “Ama siz karar verirken insanların ne hissedeceğini hesaba katıyor musunuz?”

Adam bir süre sustu.

“Hislerle siyaset yapılmaz,” dedi.

Kadın gülümsedi.

“Belki. Ama insanların hislerini yok sayarak da siyaset yapılmaz.”

İşte bu konuşma bana göre eserin tarihî yönünü anlamak açısından oldukça düşündürücü.

Burada erkekleri “mantıklı”, kadınları ise “duygusal” biçiminde basit bir karşıtlığa sıkıştırmak doğru olmaz. Asıl mesele, farklı problem çözme biçimlerinin aynı olay üzerinde nasıl birleşebileceğidir.

Erkek karakterin stratejik yaklaşımı olayların olası sonuçlarını hesaplamaya yarar.

Kadının ilişkisel yaklaşımı ise bu sonuçların insanlar üzerindeki etkisini görür.

Biri “Ne yapmalıyız?” diye sorarken diğeri “Bunu yaptığımızda insanlar ne yaşayacak?” diye sorar.

Gerçek hayatta iyi kararlar çoğu zaman bu iki sorunun birlikte sorulmasıyla ortaya çıkmaz mı?

Konağın Kapısından Giren Toplumsal Gerilim

Gece ilerledikçe konağın içerisindeki gerilim artıyordu.

Bir haber gelmişti.

Dışarıdaki siyasal atmosfer değişiyordu.

İnsanlar kimin yanında duracağını, kime güveneceğini ve yarın ne olacağını düşünmeye başlamıştı.
 
Üst