Dünyanın ilk tuvaleti nerededir ?

Emre

New member
Dünyanın İlk Tuvaleti Nerededir? Uruk’tan Çatalhöyük’e Tuvaletin Gerçek Tarihi

Dünyanın İlk Tuvaleti Nerededir? Sorunun Kendisi Bile Tartışmalı

Tuvalet gibi bugün hayatımızın en sıradan parçalarından birinin tarihini düşünmek ilk bakışta biraz tuhaf geliyor. Gün içinde defalarca kullandığımız, üzerine fazla düşünmediğimiz bir mekânın binlerce yıl önce nasıl ortaya çıktığını araştırınca ise konu beklediğimden çok daha ilginç bir hâle geliyor. Burada benim için en dikkat çekici nokta, “Dünyanın ilk tuvaleti nerede?” sorusunun aslında tek kelimelik bir cevapla geçiştirilemeyecek olması.

Arkeolojik kaynaklarda bugün en sık verilen cevap Uruk, Mezopotamya; yani günümüzde Irak sınırları içindeki antik Uruk kenti. Yaklaşık MÖ 3200 tarihine ait olduğu belirtilen yapılar, bilinen en eski tuvalet örnekleri arasında gösteriliyor. Cambridge University Press tarafından yayımlanan Antiquity dergisindeki bir değerlendirme, erken güney Mezopotamya'daki atık yönetimi üzerine çalışmalara dayanarak Uruk'taki yaklaşık MÖ 3200 tarihli yapıyı “bilinen en eski tuvalet” olarak aktarıyor.

Fakat burada önemli bir ayrım var: “ilk tuvalet” ile “şimdiye kadar arkeolojik olarak tespit edilmiş en eski tuvalet” aynı şey değil. Arkeoloji, geçmişteki her yapıyı bulup inceleyemiyor. Ahşap, organik malzeme veya basit çukurlar zamanla ortadan kalkabiliyor. Üstelik bulunan bir yapının gerçekten tuvalet olarak kullanıldığını kanıtlamak da her zaman kolay değil.

Bu nedenle bana göre daha doğru ifade şudur: Bugünkü arkeolojik kanıtlara göre dünyanın bilinen en eski tuvaletlerinden biri, hatta bazı araştırmalara göre en eskisi, MÖ 3200 civarında Uruk'ta bulunuyor.

Uruk'taki Tuvalet Nasıl Bir Şeydi?

Modern anlamda düşündüğümüzde “tuvalet” deyince aklımıza seramik klozet, sifon, su tesisatı ve kanalizasyon geliyor. Uruk'taki sistemin bunlarla doğrudan karşılaştırılması ise yanıltıcı olur.

Kaynaklarda anlatılan erken Mezopotamya tuvaletlerinin önemli bir özelliği, derin çukurlardan oluşmalarıdır. Birbirine geçen delikli seramik halkalar kullanılarak oluşturulan bu çukurlar yaklaşık bir metre çapa ulaşabiliyor ve bazı örneklerde 12 metreye kadar derinleşebiliyordu. Amaç, sıvının çevredeki zemine süzülmesine imkân veren bir sistem oluşturmaktı.

Burada ilginç bir problem ortaya çıkıyor: Bu çukurların içine tam olarak ne atılıyordu?

İlk bakışta cevabın açık olduğunu düşünebiliriz. Fakat araştırmacılar bunun o kadar kesin olmadığını belirtiyor. Çukurların boşaltılması oldukça zor olduğundan, bunların özellikle sıvı atık için tasarlanmış olabileceği; katı atıkların ise başka yöntemlerle taşınmış olabileceği tartışılıyor.

Bu ayrıntı bence konunun en önemli taraflarından biri. Çünkü tarih anlatılarında bazen bir arkeolojik yapı bulunur ve hemen “işte dünyanın ilk tuvaleti” denilir. Oysa bilimsel yaklaşım, yapının biçiminin yanı sıra kullanım amacını, çevresindeki buluntuları ve dönemin yaşam koşullarını birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor.

Neden Uruk Cevabı Kesin Bir “Birinci” Olmamalı?

Uruk'un öne çıkmasının güçlü bir nedeni var: Yapının tarihi oldukça eski ve işlevine ilişkin arkeolojik yorumlar mevcut. Ancak “insanlık tarihindeki ilk tuvalet kesin olarak Uruk'taydı” demek, elimizdeki kanıtın sınırlarını aşabilir.

Çünkü tuvalet kavramı yalnızca çukurdan veya oturulan bir yapıdan ibaret değil. İnsanlar yerleşik hayata geçmeden önce de dışkılarını belirli alanlara bırakıyorlardı. Daha sonra basit çukurlar, kaplar, ev içindeki bölmeler ve drenaj sistemleri ortaya çıktı. Bunların hangisinin “tuvalet” sayılacağı ise tanıma bağlı.

Örneğin yaklaşık 9.000 yıl önce yaşamın sürdüğü Çatalhöyük gibi yerleşimlerde insanların evlerini son derece düzenli kullandığını biliyoruz. Çatalhöyük Araştırma Projesi'nin verilerine göre evler birbirine çok yakın inşa edilmiş, sokaklar yerine çatılar kullanılmış ve evlerin içinde ocaklar, platformlar ve çeşitli çalışma alanları bulunuyordu.

Ancak bu durum Çatalhöyük'ü “dünyanın ilk tuvaletinin bulunduğu yer” yapmıyor. Burada önemli olan, erken yerleşimlerde hijyen ve atık yönetiminin çok daha karmaşık bir konu olduğunu anlamak.

Çatalhöyük'teki arkeobotanik araştırmalar da günlük yaşamın çöplük, hayvan gübresi, bitki kalıntıları ve çeşitli organik maddeler üzerinden ayrıntılı biçimde incelenebildiğini gösteriyor. Araştırmacılar mikroskobik ve kimyasal analizlerle yaklaşık 9.000 yıl önceki faaliyetlerin izlerini takip edebiliyor.

Yani elimizde bir klozet bulunmasa bile insanların atıkla nasıl başa çıktığına dair başka kanıtlar mevcut.

Mohenjo-daro Neden Sürekli Bu Tartışmanın İçine Giriyor?

Konu tuvalet tarihine geldiğinde Mohenjo-daro adını atlamak da mümkün değil. Günümüzde Pakistan sınırları içinde bulunan bu antik kent, özellikle gelişmiş drenaj sistemleriyle dikkat çekiyor.

Harappa araştırma kaynaklarında Mohenjo-daro'da evlerden çıkan atık suların sokaklardaki drenaj sistemlerine yönlendirildiği, bazı yapılarda dikey borular ve çeşitli gider sistemlerinin kullanıldığı belirtiliyor. Şehrin sokaklarının önemli bir bölümünde kapalı drenaj kanalları bulunuyordu.

Daha da ilginci, bazı yapılarda delikli üst bölüme ve alttan çıkan küçük bir gidere sahip düzenekler bulunmuş ve bunların tuvalet olabileceği ileri sürülmüş. Ancak Harappa kaynakları bile bazı örneklerin yorumunun kesin olmadığını, erken kazılarda benzer yapıların mezar kapları veya atık çukurlarıyla karıştırıldığını belirtiyor.

Bu, arkeolojide “kanıt” kavramının neden önemli olduğunu gösteriyor.

Bir yapının üzerinde delik bulunması onun kesinlikle tuvalet olduğunu kanıtlamıyor. Aynı şekilde bir çukurun içinde atık bulunması da onun mutlaka tuvalet olarak inşa edildiğini göstermiyor.

Peki Skara Brae?

İskoçya'nın Orkney Adaları'ndaki Skara Brae de tartışmaya değer başka bir örnek. Yaklaşık 5.000 yıl öncesine tarihlenen bu Neolitik yerleşim, Batı Avrupa'nın en iyi korunmuş tarihöncesi köylerinden biri olarak kabul ediliyor. Historic Environment Scotland, yerleşimde taş mobilyaların, evlerin ve geçiş alanlarının olağanüstü biçimde korunmuş olduğunu belirtiyor.
 
Üst