Simge
New member
Doksan Beşe Doğru Kimin Eseri? Bir Şiirin İçinde Saklı Kalan Özgürlük Hikâyesi
Arkadaşlar, bugün sizinle yalnızca bir edebiyat sorusunun cevabını paylaşmak istemiyorum. Bir şiirin, yıllar önce yaşanmış siyasi olayların ötesine geçerek insanın vicdanına nasıl seslenebildiğini anlatan bir hikâyeyi konuşalım istiyorum. Bazen bir kitabın adını ezberler, yazarını öğrenir ve sınavda doğru cevabı işaretleriz. Peki, o eserin hangi acılardan, hangi umutlardan ve hangi hayal kırıklıklarından doğduğunu hiç düşünür müyüz?
Sözünü ettiğim eser, Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru adlı şiiridir. Şiir, 1912 yılında Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesi üzerine kaleme alınmış, özgürlük ve hukuk konularındaki siyasi hayal kırıklığını güçlü bir eleştiriyle dile getirmiştir. Başlığındaki 95 sayısı, Hicri 1295 yılına, yani 1878'e gönderme yapar. O yıl II. Abdülhamid, Osmanlı Meclisini kapatarak Birinci Meşrutiyet dönemine son vermiştir. Fikret, 1912'de yaşananları geçmişteki bu kırılmayla ilişkilendirerek toplumun yeniden aynı noktaya sürüklenmesini sorgular. DergiPark+1
Şimdi gelin, bu tarihsel arka planı bir ailenin, bir mahallenin ve birbirinden farklı düşünen insanların hikâyesi üzerinden hayal edelim. Anlatacağım karakterler kurmacadır; ancak içinde yaşadıkları dönemin siyasi ve toplumsal sorunları tarihsel gerçeklerden esinlenmektedir.
1. Bölüm: Eski Bir Sandığın İçinden Çıkan Şiir
İstanbul'da, yağmurun taş kaldırımları parlattığı bir kış akşamıydı. Mahallenin en eski evlerinden birinde yaşayan Cemil Bey, çalışma odasındaki ahşap sandığı düzenliyordu. Babasından kalan mektupları, sararmış gazeteleri ve kenarları yıpranmış kitapları birer birer çıkarıyordu. Amacı basitti: Evin içinde yer açmak, yıllardır biriktirdiği evrakları düzenlemek ve kullanılmayan eşyaları ayırmak.
Cemil Bey, hesap yapmayı seven, karşısına çıkan sorunları parçalara ayırarak çözmeye çalışan bir adamdı. Bir işin başına oturduğunda önce nedenini araştırır, ardından seçenekleri sıralar ve uygulanabilir bir plan hazırlardı. Ona göre geçmişi anlamanın yolu da belgeleri tarihlerine göre dizmekten geçiyordu.
Tam sandığın dibindeki bir dosyayı açarken, ince bir kitapçık eline geçti. Kapağındaki yazıyı güçlükle okuyabildi: Doksan Beşe Doğru.
Kitapçığı salona götürdü.
Eşi Nermin, masada oturmuş, mahalledeki çocuklar için düzenlenecek kitap paylaşım etkinliğinin listesini hazırlıyordu. Cemil Bey kitabı önüne bıraktı.
“Şuna bak,” dedi. “Yıllardır burada duruyormuş. Kimin yazdığını biliyorum ama neden bu kadar önemli olduğunu tam hatırlamıyorum.”
Nermin kitabı eline aldı, kapağına baktı ve gülümsedi.
“Bazen bir şeyin neden önemli olduğunu öğrenmek için önce kimin hayatına dokunduğunu anlamak gerekir.”
Cemil Bey hafifçe güldü.
“Bir şiirin hayatımıza nasıl dokunduğunu araştırmak mı? Bunun için önce tarihleri bulmamız lazım.”
“Öyleyse sen tarihleri bul,” dedi Nermin. “Ben de bu şiirin insanlara ne anlatmak istediğini anlamaya çalışayım.”
İşte o akşam, aynı esere iki farklı yönden yaklaşan iki insanın araştırması başladı.
Peki, siz olsaydınız eski bir sandıktan çıkan bu kitabı yalnızca bir edebiyat eseri olarak mı görürdünüz, yoksa onu geçmişten bugüne gönderilmiş bir mesaj gibi mi okurdunuz?
2. Bölüm: Bir Sayının Ardındaki Tarih
Ertesi sabah Cemil Bey erkenden uyandı. Kütüphaneden aldığı tarih kitaplarını masaya yaydı. Önüne bir kâğıt koyarak iki tarih yazdı: 1878 ve 1912.
İlk tarih, Osmanlı Devleti'nde anayasal yönetim açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyordu. 1876'da ilan edilen Kanun-ı Esasi ve açılan Meclis-i Mebusan, devlet yönetiminde temsil fikrinin kurumsallaşması bakımından önemli adımlardı. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından meclis 1878'de kapatıldı. Böylece anayasal yönetim ve temsil beklentileri uzun bir kesintiye uğradı.
İkinci tarih ise başka bir siyasi hayal kırıklığını gösteriyordu. II. Meşrutiyet'in 1908'de yeniden ilan edilmesiyle meclis açılmış, toplumda özgürlük ve siyasal katılım konusunda büyük beklentiler doğmuştu. Fakat 1912'de Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesi, bu umutların yeniden sorgulanmasına yol açtı. Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru şiiri de bu gelişmenin yarattığı öfke ve düş kırıklığıyla ilişkilidir. DergiPark+1
Cemil Bey kâğıdın üzerine bir ok çizdi. Okun başına 1878'i, sonuna 1912'yi yazdı.
“Demek ki şair yalnızca kendi zamanını anlatmıyor,” diye düşündü. “Geçmişte yaşanan bir olayın yeniden ortaya çıkardığı sorunları gösteriyor.”
Akşam Nermin'e hazırladığı notları gösterdi.
“Bak, iki tarih arasında otuz dört yıl var. Fikret, 1912'deki gelişmeleri 1878'de yaşananlarla karşılaştırıyor. Buradaki temel mesele, yönetimin değişmesinin tek başına özgürlüğü güvence altına almaması.”
Nermin notlara baktı.
“Peki, bu olayların sıradan insanların hayatında ne anlama geldiğini de araştırdın mı?”
Cemil Bey duraksadı.
“Meclisin kapatılması, siyasi temsilin kesintiye uğraması demek. Hukuk ve yönetim açısından sonuçları var.”
“Bunları anlıyorum,” dedi Nermin. “Ama bir insanın düşüncesini açıkça söylemekten korkması, bir gazetecinin yazacağı yazıyı yayımlayamaması ya da bir ailenin çocuklarının geleceği konusunda kaygılanması da aynı hikâyenin parçası değil mi?”
Cemil Bey başını salladı. Nermin'in sorusu, tarih çizelgesinde bulunmayan bir boşluğu ortaya çıkarmıştı.
O ana kadar olayların sırasını çözmeye çalışıyordu. Şimdi ise o olayların insanlar üzerindeki etkisini düşünmeye başlamıştı.
3. Bölüm: Mahallenin Kahvesindeki Tartışma
Ertesi gün Cemil Bey, araştırmasını derinleştirmek için mahallenin kahvesine gitti. Orada emekli tarih öğretmeni Rıza Bey, genç mühendis Murat ve üniversitede tarih okuyan Elif'le karşılaştı.
Masaya oturur oturmaz konuyu açtı.
“Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru şiirini yeniden okuyorum. Şairin asıl meselesi, özgürlük vaatlerinin boşa çıkması gibi görünüyor. Sizce bir toplum aynı hataları neden tekrar eder?”
Murat hemen cevap verdi:
“Çünkü kurumlar doğru çalışmıyor. Kuralların uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar kurulmalı. Yetkiler sınırlandırılmalı, kararların denetlenmesi sağlanmalı. Bir sorun varsa önce nerede aksadığını belirlemek gerekir.”
Bu yaklaşım Cemil Bey'in düşünme biçimine yakındı. İkisi, siyasal kurumların işleyişi, denetim ve hukuk güvenceleri üzerine konuşmaya başladı. Murat, geçmişten ders çıkarmanın yalnızca eleştiri yapmakla mümkün olmadığını, aynı zamanda sorunların tekrarını önleyecek yöntemler geliştirmek gerektiğini savunuyordu.
Elif ise bir süre sessiz kaldıktan sonra söze girdi.
“Bunların hepsi önemli. Fakat insanlar kendilerini duyulmamış hissediyorsa kurumların nasıl işleyeceği konusundaki tartışmalar eksik kalabilir. Bir kararın hukuken nasıl alındığı kadar, insanların o kararın sonuçlarını nasıl yaşadığı da önemli.”
Arkadaşlar, bugün sizinle yalnızca bir edebiyat sorusunun cevabını paylaşmak istemiyorum. Bir şiirin, yıllar önce yaşanmış siyasi olayların ötesine geçerek insanın vicdanına nasıl seslenebildiğini anlatan bir hikâyeyi konuşalım istiyorum. Bazen bir kitabın adını ezberler, yazarını öğrenir ve sınavda doğru cevabı işaretleriz. Peki, o eserin hangi acılardan, hangi umutlardan ve hangi hayal kırıklıklarından doğduğunu hiç düşünür müyüz?
Sözünü ettiğim eser, Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru adlı şiiridir. Şiir, 1912 yılında Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesi üzerine kaleme alınmış, özgürlük ve hukuk konularındaki siyasi hayal kırıklığını güçlü bir eleştiriyle dile getirmiştir. Başlığındaki 95 sayısı, Hicri 1295 yılına, yani 1878'e gönderme yapar. O yıl II. Abdülhamid, Osmanlı Meclisini kapatarak Birinci Meşrutiyet dönemine son vermiştir. Fikret, 1912'de yaşananları geçmişteki bu kırılmayla ilişkilendirerek toplumun yeniden aynı noktaya sürüklenmesini sorgular. DergiPark+1
Şimdi gelin, bu tarihsel arka planı bir ailenin, bir mahallenin ve birbirinden farklı düşünen insanların hikâyesi üzerinden hayal edelim. Anlatacağım karakterler kurmacadır; ancak içinde yaşadıkları dönemin siyasi ve toplumsal sorunları tarihsel gerçeklerden esinlenmektedir.
1. Bölüm: Eski Bir Sandığın İçinden Çıkan Şiir
İstanbul'da, yağmurun taş kaldırımları parlattığı bir kış akşamıydı. Mahallenin en eski evlerinden birinde yaşayan Cemil Bey, çalışma odasındaki ahşap sandığı düzenliyordu. Babasından kalan mektupları, sararmış gazeteleri ve kenarları yıpranmış kitapları birer birer çıkarıyordu. Amacı basitti: Evin içinde yer açmak, yıllardır biriktirdiği evrakları düzenlemek ve kullanılmayan eşyaları ayırmak.
Cemil Bey, hesap yapmayı seven, karşısına çıkan sorunları parçalara ayırarak çözmeye çalışan bir adamdı. Bir işin başına oturduğunda önce nedenini araştırır, ardından seçenekleri sıralar ve uygulanabilir bir plan hazırlardı. Ona göre geçmişi anlamanın yolu da belgeleri tarihlerine göre dizmekten geçiyordu.
Tam sandığın dibindeki bir dosyayı açarken, ince bir kitapçık eline geçti. Kapağındaki yazıyı güçlükle okuyabildi: Doksan Beşe Doğru.
Kitapçığı salona götürdü.
Eşi Nermin, masada oturmuş, mahalledeki çocuklar için düzenlenecek kitap paylaşım etkinliğinin listesini hazırlıyordu. Cemil Bey kitabı önüne bıraktı.
“Şuna bak,” dedi. “Yıllardır burada duruyormuş. Kimin yazdığını biliyorum ama neden bu kadar önemli olduğunu tam hatırlamıyorum.”
Nermin kitabı eline aldı, kapağına baktı ve gülümsedi.
“Bazen bir şeyin neden önemli olduğunu öğrenmek için önce kimin hayatına dokunduğunu anlamak gerekir.”
Cemil Bey hafifçe güldü.
“Bir şiirin hayatımıza nasıl dokunduğunu araştırmak mı? Bunun için önce tarihleri bulmamız lazım.”
“Öyleyse sen tarihleri bul,” dedi Nermin. “Ben de bu şiirin insanlara ne anlatmak istediğini anlamaya çalışayım.”
İşte o akşam, aynı esere iki farklı yönden yaklaşan iki insanın araştırması başladı.
Peki, siz olsaydınız eski bir sandıktan çıkan bu kitabı yalnızca bir edebiyat eseri olarak mı görürdünüz, yoksa onu geçmişten bugüne gönderilmiş bir mesaj gibi mi okurdunuz?
2. Bölüm: Bir Sayının Ardındaki Tarih
Ertesi sabah Cemil Bey erkenden uyandı. Kütüphaneden aldığı tarih kitaplarını masaya yaydı. Önüne bir kâğıt koyarak iki tarih yazdı: 1878 ve 1912.
İlk tarih, Osmanlı Devleti'nde anayasal yönetim açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyordu. 1876'da ilan edilen Kanun-ı Esasi ve açılan Meclis-i Mebusan, devlet yönetiminde temsil fikrinin kurumsallaşması bakımından önemli adımlardı. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından meclis 1878'de kapatıldı. Böylece anayasal yönetim ve temsil beklentileri uzun bir kesintiye uğradı.
İkinci tarih ise başka bir siyasi hayal kırıklığını gösteriyordu. II. Meşrutiyet'in 1908'de yeniden ilan edilmesiyle meclis açılmış, toplumda özgürlük ve siyasal katılım konusunda büyük beklentiler doğmuştu. Fakat 1912'de Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesi, bu umutların yeniden sorgulanmasına yol açtı. Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru şiiri de bu gelişmenin yarattığı öfke ve düş kırıklığıyla ilişkilidir. DergiPark+1
Cemil Bey kâğıdın üzerine bir ok çizdi. Okun başına 1878'i, sonuna 1912'yi yazdı.
“Demek ki şair yalnızca kendi zamanını anlatmıyor,” diye düşündü. “Geçmişte yaşanan bir olayın yeniden ortaya çıkardığı sorunları gösteriyor.”
Akşam Nermin'e hazırladığı notları gösterdi.
“Bak, iki tarih arasında otuz dört yıl var. Fikret, 1912'deki gelişmeleri 1878'de yaşananlarla karşılaştırıyor. Buradaki temel mesele, yönetimin değişmesinin tek başına özgürlüğü güvence altına almaması.”
Nermin notlara baktı.
“Peki, bu olayların sıradan insanların hayatında ne anlama geldiğini de araştırdın mı?”
Cemil Bey duraksadı.
“Meclisin kapatılması, siyasi temsilin kesintiye uğraması demek. Hukuk ve yönetim açısından sonuçları var.”
“Bunları anlıyorum,” dedi Nermin. “Ama bir insanın düşüncesini açıkça söylemekten korkması, bir gazetecinin yazacağı yazıyı yayımlayamaması ya da bir ailenin çocuklarının geleceği konusunda kaygılanması da aynı hikâyenin parçası değil mi?”
Cemil Bey başını salladı. Nermin'in sorusu, tarih çizelgesinde bulunmayan bir boşluğu ortaya çıkarmıştı.
O ana kadar olayların sırasını çözmeye çalışıyordu. Şimdi ise o olayların insanlar üzerindeki etkisini düşünmeye başlamıştı.
3. Bölüm: Mahallenin Kahvesindeki Tartışma
Ertesi gün Cemil Bey, araştırmasını derinleştirmek için mahallenin kahvesine gitti. Orada emekli tarih öğretmeni Rıza Bey, genç mühendis Murat ve üniversitede tarih okuyan Elif'le karşılaştı.
Masaya oturur oturmaz konuyu açtı.
“Tevfik Fikret'in Doksan Beşe Doğru şiirini yeniden okuyorum. Şairin asıl meselesi, özgürlük vaatlerinin boşa çıkması gibi görünüyor. Sizce bir toplum aynı hataları neden tekrar eder?”
Murat hemen cevap verdi:
“Çünkü kurumlar doğru çalışmıyor. Kuralların uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar kurulmalı. Yetkiler sınırlandırılmalı, kararların denetlenmesi sağlanmalı. Bir sorun varsa önce nerede aksadığını belirlemek gerekir.”
Bu yaklaşım Cemil Bey'in düşünme biçimine yakındı. İkisi, siyasal kurumların işleyişi, denetim ve hukuk güvenceleri üzerine konuşmaya başladı. Murat, geçmişten ders çıkarmanın yalnızca eleştiri yapmakla mümkün olmadığını, aynı zamanda sorunların tekrarını önleyecek yöntemler geliştirmek gerektiğini savunuyordu.
Elif ise bir süre sessiz kaldıktan sonra söze girdi.
“Bunların hepsi önemli. Fakat insanlar kendilerini duyulmamış hissediyorsa kurumların nasıl işleyeceği konusundaki tartışmalar eksik kalabilir. Bir kararın hukuken nasıl alındığı kadar, insanların o kararın sonuçlarını nasıl yaşadığı da önemli.”